Türkiye ve Dünya’da Artan UFO Faaliyetleri

Türkiye ve Dünya’da Artan UFO Faaliyetleri


Son dönemlerde UFO faaliyetlerinde dünya çapında artış yaşanması herkesin dikkatini çekiyor.

Dünya çapında artan UFO faaliyetlerinin artışı ve uzun zamandır uzaydan alınan sinyallerin açıklanması Dünya’nın yeni bir çağa girişine dalalet olabilir mi?

Aslına bakarsanız uzun yıllardır yaşanan UFO faaliyetlerinin son dönemde gözle görülür şekilde artması ve ciddi şekilde UFO’ların kendilerini gösterir hale gelmesinin temel nedeni dünyanın uygarlık çağı artışına işaret gibi görünüyor. Türkiye’de toplu görülen UFO’lar, Facebook uydusunun yanından geçen UFO’lar, artık ciddi şekilde filolar halinde gezen UFO’lardan haberimiz olmasınında en önemli sebebi;

“Gelişen teknoloji”

Herkesin cebinde eski teknolojiyle kıyaslanacak olursa birer profesyonel video kamera bulunuyor. Dünya’nın akıllı telefonlara ve gelişmiş lensli cihazlar taşıyabilir olmasından kaynaklı tüm UFO faaliyetlerinden haberimiz oluyor. Bununla beraber yaygınlaşan internet kullanımı ve insanların araştırmacı olması dünyanın bir sonraki aşamaya geçişine hazır olduğunu belirtir nitelikte.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra bir anda zıplayan teknolojik gelişmelerin ardında herkes “Dünya dışı yaşamın” olduğunu belirtirken geçtiğimiz aylarda Haber Türk’ün canlı yayınına katılan Haktan Akdoğan;

“Bu nesilin uzaylılarla teması göreceğini düşünüyorum” diye belirtmesi UFO fenomenlerinin artışı ve filolar halinde gezen UFO’ların görüntülenmesindeki fazlalık oranıyla karşılaştırınca hiçte uzak bir ihtimal değil.

Önemli UFO fenomenlerinin yine volkanik alanlarda ve deprem alanlarında görüntüleniyor olmasının temel nedeni olarak gösterilen “UFO’ların enerji ihtiyaçlarını bu alanlardan karşıladıkları” ihtimalleri de bulunuyor.


Böylelikle bu görüntülenme artışları ve anlaşıldığı kadarıyla filolar aslında dünya halkını tanışmaya hazırlıyorlar.

Dünyanın en zeki bilim insanı olarak gösterilen Michio Kaku’nun görüşüne görede dünya yeni bir seviyeye geçmeye hazırlanıyor. Bu gelişmişlik seviyesine geçtiğinde “dış dünyaya kapılar” aralanacak ve küreselleşme başlayacak.

Son zamanlarda yaşanan tüm bilimsel gelişmelerin ışında görülen o ki “Dünya’da teknolojik devrim” çok yakında yaşanacak gibi. Teknokrasi,bilim ve teknoloji dünyanın yeni yönü olacak gibi.
Devamını Oku
NASA'nın Yayınladığı Bu Videoda Uzaylıların Varlığını Gizlediği İddia Ediliyor!

NASA'nın Yayınladığı Bu Videoda Uzaylıların Varlığını Gizlediği İddia Ediliyor!

Ünlü UFO avcısı Secure 10 ekibi yayınladıkları yeni bir videoda, bir NASA astronotunun kameralara yakalanan parlak ışığı eliyle gizlediğini ileri sürdü. NASA bugüne dek, bu tarz olayların hiçbirinde uzaylıların varlığını kabul etmemişti.

NASA uzaylıların varlığını gizliyor! En azından, komplo teorileriyle tanıdığımız ünlü UFO avcısı ekip Secure 10’un YouTube kanalında yayınlanan bir iddiaya göre durum böyle. İleri sürdükleri yeni iddia ise Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki astronotların, uzaydan gelen “gizemli ışıklar”ı gizledikleri yönünde.


Yayınlanan videoda, bir astronot uzayda çalışıyor. Çalışmasını belgelemek için çektiği videoda; uzaklarda beyaz, tıpkı uçan bir cisimden gelebilecekmiş gibi bir ışık beliriyor. Astronot bunu fark edince, kameranın görüş açısını kesmek için elini kameranın sağ ön kısmına getiriyor ve kamerayı sola çeviriyor.


Elbette uzaktan gelen bu ışık için, kesinlikle bir UFO belirtisi diyemeyiz. Kameralardaki optik hatalar nedeniyle bu bir görüntü bozulması olabilir. Geçmişte bir NASA sözcüsü, “İstasyon pencerelerinden gelen veya uzay aracının dış yüzey yapısı nedeniyle buradan yayılan ışık huzmeleri, fotoğraf ve videolarda çıkabiliyor” demişti.


Geçtiğimiz aylarda YouTube’a ColdPyro isimli bir kullanıcı tarafından yüklenen videoda da benzer bir görüntü ortaya çıkmıştı. YouTuber ColdPyro, “Bu UUI’nin resmi sitesinden alınan bir görüntüdür, bir UFO’nun objektiflere yakalandığını görüyorsunuz” ifadesini kullanmıştı.


Bu tarz görüntüler, yakın zamanda daha da artacak gibi görünüyor. Çünkü Şili Donanması bile, geçtiğimiz günlerde tespit ettikleri cismin bir UFO olduğunu itiraf etmek zorunda kalmış, fakat NASA bu iddiaları yalanlamıştı.

Devamını Oku
Avrupa Uzay Ajansı'nın Galileo Uydularında Tuhaf Bir Problem Yaşanıyor!

Avrupa Uzay Ajansı'nın Galileo Uydularında Tuhaf Bir Problem Yaşanıyor!

Avrupa Uzay Ajansı ESA, belki de tarihinin en garip sorunuyla yüz yüze kaldı. Galileo uydularının önemli fonksiyonlarından bazıları çalışmayı durdurdu.

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) Galileo uyduları, kötü zamanlar geçiriyor. 10 milyar euroluk projenin en karanlık saati yaşandı: Yörüngedeki 18 Galileo uydusunun, saat sistemlerinden bazıları çalışmayı aniden bıraktı. Söz konusu uydular, bağımsız bir Avrupa GPS konumlandırması gerçekleştirmek için konuşlandırılmıştı. Kısacası asıl amaç GPS'e alternatif bir yöntem geliştirmek.

BBC'ye göre, her Galileo uydusu bir saatin başarısız olması durumunda, uydu işlevine yardımcı olmak için dört saatle (rubidyum ve hidrojen temelli) donatılıyor. Ancak bu olayda, 9 saat fonksiyonunu aynı anda yitirdi ve bu da Avrupa bağımsız GPS konumlandırılmasında sıkıntılara neden oldu.


ESA şimdilik herhangi bir uyduyu geri çekmek zorunda değil ama Avrupa Uzay Ajansı'nın artık kendini ciddi ciddi sorgulaması gerek. Galileo uydularının yaşadığı ilk felaket bu da değil. Ağustos 2014'te, iki uydu yanlış yörüngeye fırlatıldı. Bir uydunun fırlatılması ise "teknik sorunlar" nedeniyle bir yıldan uzun sürdü.

Avrupa Uzay Ajansı, sorunun nedeni hakkında herhangi bir açıklama yapmadı. Bunun iki nedeni olabilir; ya kendilerinin de bilgisi yok ya da projede ciddi bir sorun var. İki olasılık da eşit derecede korkunç.

ESA Başkanı Jan Woerne'un yaptığı açıklama ise kafaları daha fazla karıştırmaktan başka işe yaramadı:

"Herkes bir soruyu gündeme getiriyor: Bir sonraki fırlatmayı olayın sebebini bulana kadar ertelemeliyiz yoksa ivedilikle gerçekleştirmeli miyiz? Konu hakkındaki görüşmelerimiz devam ediyor."
Devamını Oku
NASA, Dünya'nın Yıllar İçinde Nasıl Bir Felakete Sürüklendiğini Gösteren Bazı Fotoğraflar Paylaştı

NASA, Dünya'nın Yıllar İçinde Nasıl Bir Felakete Sürüklendiğini Gösteren Bazı Fotoğraflar Paylaştı

NASA, Dünya’nın çeşitli bölgelerindeki aylar ve yıllar içerisindeki değişimi gözler önüne seren birtakım fotoğraflar paylaştı.

NASA, Dünya’nın doğal felaketler, insanlar ve diğer etkenler nedeniyle aylar ve yıllar içerisinde nasıl değiştiğini gösteren uzaydan çekilmiş bazı şok edici fotoğraflar yayınladı. “Değişim Görüntüleri” adlı bu fotoğraflar, Dünya’nın önceki ve şimdiki fotoğraflarını karşılaştırarak onu anlamamıza ve bu sayede geleceğimizi garanti altına almamıza yardımcı olacak.

NASA, bu fotoğrafları Tumblr üzerinden paylaştı ve bu etkilerin bazılarının iklim değişikliğiyle ilgili olduğunu, bazılarının ise olmadığını belirtti. Bazılarının kentselleşmenin etkilerini, bazılarınınsa yangın, sel gibi doğal afetlerin tahribatını gösterdiğini belirten NASA, Dünya’nın bir değişim içinde olduğunu vurguladı.

NASA’nın yayınladığı ilk fotoğraf ikilisi, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’ye ait. Bu iki fotoğraf, Yeni Delhi’nin 1991 ve 2016 yılları arasındaki değişimini gözler önüne seriyor. Bu 25 yıllık sürede, Yeni Delhi’nin nüfusu 9,4 milyondan 25 milyona yükseldi. Popülasyondaki bu hızlı artış da, Tokyo’dan sonra dünyanın en kalabalık şehri olan Yeni Delhi’nin 25 yıl içerisinde yeşil alanlarının hızla azalmasına neden olmuş.

Yeni Delhi

NASA, ayrıca ABD’nin Utah eyaletindeki Büyük Tuz Gölü’nün (Great Salt Lake) 25 yıl içindeki değişimini gösteren fotoğrafları da yayınladı. Fotoğraflardan ilki 1985 yılına aitken ikincisi ise 2010 yılına ait. 1985 yılındaki fotoğrafta, fotoğrafın sağ üst kısmında yer alan Promontory Yarımadası’nın üç tarafının sularla çevrili olduğu görülürken 2010 yılına ait fotoğrafta yarımadanın tamamen kara ile çevrili olduğu farkediliyor. Yani gölde ciddi anlamda bir kuraklaşma mevcut ve bu yüzden gün geçtikçe gölün sınırları daha da daralıyor.

Büyük Tuz Gölü

NASA’nın paylaşmış olduğu ve Dünya’nın çeşitli bölgelerindeki değişimi gösteren diğer fotoğraflara ise aşağıdan göz atabilirsniz.

Baban Rafi Ormanı

Colorado Nehri

Ganges Nehri

Grönland

Helheim Buzulu

Owens Gölü

Poopo Gölü

Urmia Gölü
Devamını Oku
Galaksilerin Yok Olmaya Başladığı Ortaya Çıktı

Galaksilerin Yok Olmaya Başladığı Ortaya Çıktı


Centre for Radio Astronomy Research’ün 11 bin galaksiyi inceleyerek yaptığı araştırmaya göre, henüz nedeni bilinmeyen bir olaydan ötürü bazı galaksiler yok oluyor.

Bilim dünyası International Centre for Radio Astronomy Research tarafından yayınlanan makaleyi, tartışıyor.

Zira söz konusu makaleye göre, evrede binlerce galaksi yok oluyor.

Bu durumun nedenine dair bir bilgi ise bulunmuyor.

Kurumun 11 bin galaksiyi inceleyerek yaptığı çalışmaya göre, galaksilerin üzerlerinde oluşan baskı sonucu tüm gazlar ortadan kayboluyor ve sistemler soğuyarak, varlıklarını yitiriyor.

Ekip adına açıklamalarda bulunan Toby Brown henüz sebebini saptayamadıkları bir olayın bu galaksilerdeki gazlara adeta süpürdüğünü ve bu olayın söz konusu galaksilerin yok olmasına neden olduğunun altını çizdi.

Kaynak : ntv
Devamını Oku
Güneş Yüzeyinde Oluşan Geçici Şekillerin Sebebi Ne?

Güneş Yüzeyinde Oluşan Geçici Şekillerin Sebebi Ne?


Şili’nin kuzeyinde Atacama Çölü’nde bulunan Atacama Büyük Milimetre/Milimetre-altı Dizisi (ALMA) isimli radyo teleskobu, Güneş’in renk küresinde (kromosfer) kaplumbağa şeklinde bir leke tespit etti.

Virginia’daki Ulusal Radyo Astronomi Gözlem Evinden gök bilimci Tim Bastian, Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi (NRAO) tarafından yayımlanan açıklamada, teleskop tarafından 18 Aralık 2015’de kaydedilen şeklin, Dünya’nın çapının iki katı olduğunu ve 1,25 milimetre dalga boyunda yakalandığını belirtti.

Bastian, uzak galaksiler tarafından emilen milimetre ve milimetre-altı ölçülerdeki radyo dalgalarını araştıran teleskobun, bu sefer, Güneş’in renk küresindeki 2,5 ve 3 milimetre derinliklerindeki radyo dalgalarını gözlemlediğini ifade etti.

Araştırmacıların söz konusu bilgileri günümüzde güneş fiziğine ilişkin daha fazla şey keşfetmek için kullanılabileceğine işaret eden Bastian, “Güneş’imizin görülebilir ışıkta nasıl göründüğüne alışkınız ancak bu, bize yalnızca güneşin dinamik yüzeyi ve en yakınlarındaki yıldızların enerjik atmosferi hakkında bilgi verebilir. Güneş’i tam anlamıyla anlamak için onu, ALMA’nın gözlemleyebildiği milimetre ve milimetre-altı ölçülerdeki radyo dalgaları dahil, tüm elektromanyetik spektrum boyunca incelememiz gerekir.” dedi.

Bastian, bu tür lekelerin, manyetik alan plazma yüzeyini deforme eden daha serin bir alan oluşturduğunda, Güneş’in yüzeyinde oluşan geçici görüntüler olduğunu bildirdi.

Kaynak : aa
Devamını Oku
Ölme Şeklimiz Değişiyor ve Sebebi Açıklanamıyor

Ölme Şeklimiz Değişiyor ve Sebebi Açıklanamıyor


Tıbbi tedavi ve teşhislerdeki ilerlemeler, dünyanın en kötü hastalıklarının bazılarına karşı daha önce hiç olmadığı kadar iyi durumda olduğumuz anlamına geliyor; fakat bilim insanları tek başına bu etmenlerin, bunama, kalp hastalığı ve kolon kanseri gibi hastalıklardaki mevcut azalmayı açıklamak için yeterli olmadığını söylüyorlar.

Bu dertlerin azalmakta olması kesinlikle iyi bir şey olsa da, araştırmacılar tam olarak neyi doğru yapıyor olduğumuzu daha iyi anlamak istiyorlar, çünkü bu sayede, diğer hastalık türleri denetim altına alınabilir.

En büyük düşüşler, Birleşik Devletler gibi zengin, gelişmiş ülkelerde yaşanıyor, bu yüzden araştırmacılar, o konuda bazı bağlantıların bulunabileceğini düşünüyorlar.

İlk önce iyi haber: bu hastalıklar hâlâ etrafta olup önemli dertlere sebep olabilseler de, istatistikler bunların sıklık miktarının azaldığını gösteriyor.

Kolon kanserinde bildirilen ölüm oranları, 1980’lerin ortalarından beri yaklaşık yüzde 50 oranında düştü (bütün kanser türlerinde düşüş yaşanıyor, fakat bu kadar değil). Bu düşüş, sadece taramalardaki ilerlemelerle açıklanamaz.

Bu arada, kalça kırıkları her sene yüzde 15-20 oranında düşüş gösteriyor ve daha iyi olan ilaçlar bu durumda bir pay sahibi olsalar da, olan şeyleri bütünüyle açıklayamıyorlar. Bu konuda öne sürülen şeylerden birisi, bizler nüfus olarak daha kilolu ve daha iri oldukça, insanların daha güçlü kemiklere sahip olmaları, fakat bu hâlâ sadece bir hipotez konumunda.

Geçtiğimiz zamanlarda yapılan ve ABD, İngiltere ile İsveç’teki hastalara bakılan bir çalışmada, 1970’lerden beri, bunama vakalarında on yılda bir yüzde 20’lik düşüş olmuş. Fakat raporun yazarlarının öne sürdüğüne göre, bunun niçin gerçekleştiği hâlâ tam olarak anlaşılamamış; yine de, tansiyonun ve kolesterolün daha iyi yönetilmesi, bu duruma yardımcı oluyor çünkü kalp hastalıklarından kaynaklanan felçler, bazı vakalarda bunamaya sebep olabiliyor.

Ardından, kalp hastalığı geliyor: hastalıkla bağlantılı olan ölümlerin sayısı, ABD’de yarım yüzyıl boyunca düşüş gösteriyor, ancak bu oran, son zamanlarda yavaşlamaya başladı. Yine, bu duruma etki eden birden çok etmen bulunuyor (daha iyi tedavi, daha iyi önleme, daha az sigara içen insan), fakat uzmanlar hâlâ işbaşında olan ve bilinmeyen bir unsur olduğunu söylüyorlar.

Bütün bu hastalıkların niçin azalıyor olduğu konusunda çeşitli hipotezler bulunuyor, fakat araştırmacılar genellikle, tamamen tatmin edici açıklamalar bakımından hâlâ karanlıkta olduğumuz konusunda birleşiyorlar.

Kaliforniya Pasifik Tıp Merkezi Araştırma Enstitüsü’nde çalışan ve önemli hastalıkların düşüş oranlarına özel bir ilgi gösteren Steven Cummings, kendi başına muhtemel bir açıklamaya sahip: hücrelerimizin yaşlanma şekli ile ilgili bir şey oluyor.

The New York Times‘tan Gina Kolata’ya söylediğine göre, bütün bu hastalıklar, hücrelerimizin daha fazla yaşamaya uyum sağlama şeklinde gerçekleşen küçük gelişmelerden etkileniyor olabilirler; kendisi, bu hipotezi gelecekte yapacağı araştırmalarda araştırmak istiyor.

Tabii ki, vücutlarımız her zaman evrimleşiyor ve değişiyorlar, ve hastalıklar, uzmanların hepsinin üzerinde anlaşmaya varamadığı sebeplerle geçmişte azaldılar (veremin azalması gibi), bu yüzden, sağlıkta gerçekleşen bu türden açıklanmayan değişimler için bol miktarda örnek bulunuyor.

Mide kanseri, 1930’ların sonuna dek, ABD’deki kanser ölümlerinin birinci sebebiydi, fakat bugün, tüm kanser ölümlerinin sadece yüzde 1.8’ini oluşturuyor. Bunun sebebi, insanların tütsülenmiş ve tuzlanmış yiyecekleri yemeyi bırakması mıydı? Yoksa antibiyotik kullanımında yaşanan artış, mide kanserine yol açan bakterinin kökünü mü kazımıştı? Bundan hâlâ emin değiliz.

Sağlıkta yaşanan bu gelişmeler, elbette minnettar olunacak şeyler olsa da, bunlara tam olarak neyin sebep olduğunu anlamak için yapılan araştırmaların, bizler bazı cevaplar elde edene kadar devam etmesi zorunlu; ve ümit ediyoruz ki o zaman, bu azalmayı daha da hızlandırabilelim veya öğrendiklerimizi, ilişkili olan diğer hastalıkların üstesinden gelmek amacıyla kullanmaya yardımcı olabilelim.

Kaynak : popsci
Devamını Oku
Son Dakika: CIA Belgeleri İnternet Erişimine Açıldı

Son Dakika: CIA Belgeleri İnternet Erişimine Açıldı

CIA, gizliliği kaldırılan 11 milyondan fazla belgeyi internet sayfası üzerinden erişime sundu. Belgeler daha önce sadece Ulusal Arşivdeki bilgisayarlardan görülebiliyordu.


NEW YORK (AA)

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) gizliliği kaldırılan belgelerini internet üzerinden erişime açtı.

Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton'ın 1995 yılında çıkardığı başkanlık kararnamesi ile 25 yıl ve üzeri, tarihi önemi olan belgeleri şeffaflık gereği kamuoyuna açma mecburiyeti getirilmişti.

CIA, bu karar uyarınca hazırlıklarını tamamlayarak belgelerdeki gizliliği kaldırıp erişime açmıştı ancak belgelere erişebilmek için ilgililerin Maryland'deki Ulusal Arşive giderek bu amaçla ayrılan 4 bilgisayarı kullanması gerekiyordu.

Erişim güçlüğüne rağmen gazeteci ve araştırmacılar 1 milyondan fazla dokümanı bu bilgisayarlardan temin ederek yayınlamıştı.

Kamuoyundan gelen yoğun baskının ardından CIA geçen yıl söz verdiği gibi bu ay gizliliği kaldırılan dokümanları tüm internet kullanıcılarının erişimine açtı.

Vietnam ve Kore savaşları, soğuk savaş dönemi, ufo ve telepati dosyaları gibi 11 milyonu aşkın CIA belgesine artık internet üzerinden ulaşılabiliyor.

İnternette "https://www.cia.gov/library/readingroom/collection/crest-25-year-program-archive" adresinden ulaşılabilen belgeler için sitede arama motoru hizmeti ve Küba gibi bazı tarihi konularda özel başlıklar yer alıyor.
Devamını Oku
Dünya Ekonomisini Çökertebilecek Asteroit Bulundu

Dünya Ekonomisini Çökertebilecek Asteroit Bulundu


Jüpiter ile Mars arasındaki asteroit kuşağında yer alan bir asteroit üzerinde yüksek miktarda nikel, demir ve altın tespit edildi. 2023 yılında ulaşılması planlanan gök cisminin değeri Dünya ekonomisinden tam 137 bin katı daha fazla.

Eğer bu asteroite ulaşılırsa ve tüm maden Dünya'ya getirilirse toplam 10 bin katrilyon değerinde maden elde edilmiş oluyor. Bu rakam yaklaşık 75 trilyon dolar olan Dünya ekonomisinin değerinden çok fazla.

Tabi 200 km genişlğindeki bu asteroite ulaşabilecek olanlar, kendi çıkarları doğrultusunda yine ekonomiyi şekillendirecektir. Bu haber Dünya ekonomisinin çökmesinden ziyade, ülke olarak uzay çalışmalarına neden yatırım yapmamızın gerektiğini gösteriyor aslında.
Devamını Oku
Ay'a çıkan son insan Eugene Cernan yaşamını yitirdi

Ay'a çıkan son insan Eugene Cernan yaşamını yitirdi

ABD’li emekli astronot Eugene Cernan, Houston’da 82 yaşında yaşamını yitirdi. Cernan, Ay’a çıkan son insandı.



Ay’a giden Apollo 17 görevinin komutanı olan Cernan, ABD’nin Ay’a düzenlediği son insanlı misyonda görev almıştı. Kariyeri boyunca uzayda 566 saat, 15 dakika geçiren Cernan, Ay yüzeyinde de toplamda 73 saatten uzun bir süre bulunmuştu. ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), emekli astronotun “kaybından dolayı büyük üzüntü” duyduğunu açıkladı.

Cernan, 12 Aralık 1972 yılında Ay yüzeyine ayak izini bırakmış ve böylece dünyanın uydusuna şu ana kadar çıkmayı başaran en son insan olmuştu. Apollo 17’den önce Cernan, 1966 ve 1969 yıllarında uzaya iki kez gitmişti. Ay yüzeyinde bugüne kadar 12 kişi yürüyüş yaptı. Bugün bu kişilerin yalnızca altısı hâlâ hayatta.

44 YILDIR AY’DA

Cernan’ın ayak izleri, Ay’da atmosfer olmaması, rüzgâr, yağmur gibi ayak izlerini silecek etkenlerin bulunmaması nedeniyle 44 yıldır duruyor.

Devamını Oku
NASA’ya UFO sansürü iddiası!

NASA’ya UFO sansürü iddiası!

Uluslararası Uzay (ISS) geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen canlı yayın sırasında ilginç bir olay yaşandı.


İstasyondan çekilen görüntülerde karanlık içinde parlak bir cisim belirince, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) astronotu bir anda panikleyerek görüntüyü kapatmak istedi. Bunun üzerine canlı yayını takip eden izleyiciler söz konusu astronotun bir şeyler gizlediğini iddia etti. Görüntüdeki gizemli objenin uçan daire (UFO) olabileceğini öne süren sosyal medya kullanıcıları da, NASA’nın elindeki verileri kamuoyuyla paylaşması gerektiğini dile getirdi.
Devamını Oku
 Ceres’in Yüzeyinin Altında ve Karanlık Kraterlerinde Buzullar Bulundu

Ceres’in Yüzeyinin Altında ve Karanlık Kraterlerinde Buzullar Bulundu


Cüce gezegen Ceres, Mars ve Jüpiter arasındaki asteroit kuşağında yer alan bir çamur topundan çok daha fazlası. Yeni yayımlanan iki araştırmaya göre Ceres buzlu bir çamur topu ve bu bilgi güneş sistemimizde nerede su bulacağımız konusunda bilim insanlarına yardım edebilir.

Nature Astronomy dergisinde yayımlanan bir makale Ceres’te nadiren gün ışığı gören ya da hiç gün ışığı görmeyen kraterlerin su buzu barındırabileceğini öne sürüyor.


2015 yılından beri cüce gezegenin yörüngesinde olan ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) Dawn uzay aracından gelen bilgileri kullanan bilim insanları Ceres’in kuzey kutbunun etrafında sürekli gölgede kalan 634 krater tespit ettiler. Ayrıca, 10 kraterin zemininde yansıyan birikintiler keşfettiler. Yapılan spektroskopik incelemeler bu birikintilerden birinin su buzu olduğunu doğruladı, bu da araştırmacıların Ceres’in soğuk ve karanlık kraterlerinin donmuş su barındırabileceğini düşünmelerine yol açıyor.

Bilim insanları suyun oraya nasıl geldiğinden tam olarak emin değiller ama buz volkanlarından püskürtülmüş veya asteroit çarpışmalarından kalmış olabileceğini düşünüyorlar.

Bilim insanları daha önce 2014 ve 2015 yıllarında da Ceres’te su tespit etmişlerdi. dergisinde yayımlanan bir makale cüce gezegenin büyük kısmının hemen yüzeyin altında, özellikle de %30’undan fazlası sudan oluşan kutup yakınlarının su buzu ile kaplı olduğunu iddia ediyor.

Bu karanlık kraterlerin dışında buzun Ceres’in yüzeyinde uzun süre varlığını sürdürebilmesi mümkün değil . Cüce gezegenin neredeyse hiç atmosferi olmadığı için buz ufak bir güneş ışında bile buharlaşıyor. Fakat, Ceres’in kuzey kutbunda sürekli olarak karanlıkta kalan kraterlerinde sıcaklık neredeyse -200 ˚C’ye kadar düşebiliyor.

Su buzu barındıran soğuk bölgeler Ay ve Merkür’de de bulundu ve güneş sisteminde yaygın olabilir.

Girişimciler gelecekte Ay’ın güney kutbunda gizlenmiş olması muhtemel suyu çıkarmayı umut ediyor. Bulunan su mürettebatlı bir ay üssünde yaşam desteği olarak kullanılabileceği gibi hidrojen ve oksijen şeklinde ayrıştırılarak roket yakıtı olarak da kullanılabilir. Fakat ilginç bir şekilde, ay uzay aracı Ceres’te yansıyan buz birikintleri yerine sadece hidrojen izleri buldu. Bunun nedeni ise şöyle açıklanabilir: hidrojen büyük buz blokları halinde değil de kaya ve toprak üzerine tutunmuş olabilir ve bu durum Ay üzerinde su çıkartılmasını çok daha zor hale getirir.

Araştırma ekibi Ceres’teki buz kalıntılarını anlamanın tüm güneş sistemindeki suyu anlamaya yardımcı olacağını düşünüyor.
Devamını Oku
Venüs'ün Üst Atmosferinde Yay Şeklinde Sıradışı Bir Olay Tespit Edildi

Venüs'ün Üst Atmosferinde Yay Şeklinde Sıradışı Bir Olay Tespit Edildi

Venüs-bizsiziz

Japon bilim adamları, Venüs’ün üst atmosferinde şiddetli rüzgarlara rağmen hareketsiz bir şekilde duran bir sıradışı bir olay tespit etti.

Japon bilim adamları, Venüs gezegeninin atmosferik dinamiklerini ve bulut fiziğini araştırmak için tasarlanan Akatsuki uzay aracı vasıtasıyla Venüs’ün üst atmosferinde, yaklaşık olarak gezegenin yüzeyinin 65 kilometre yukarısında büyük, yay şeklinde sıradışı bir olay tespit etti. Garip bir şekilde, yaklaşık olarak 10.000 kilometre uzunluğundaki bu anormal yapı, etrafını saran saatte 362 kilometreyi bulan hızlara sahip rüzgarlara rağmen yerinden oynamıyor.


Venüs'te Tespit Edilen Sıradışı Olayın Görüntüleri

2015’in aralık ayında dört gün boyunca gözlemlenen bu olay, Nature dergisinde yayınlanan bir makale sayesinde açığa çıktı. Rikkyo Üniversitesi’nde astronom olan Makoto Taguchi’nin başında bulunduğu ekip, bu sıradışı olayı Akatsuki’nin çektiği Venüs fotoğraflarını analiz ederken keşfetti. Japonya Uzay Keşfi Ajansı’na bağlı Uzay ve Astronot Bilimi Enstitüsü’ndeki araştırmacılar, bu olayın şimdiye kadar Güneş Sistemi’nde kaydedilmiş en büyük hareketsiz yerçekim dalgası olduğuna inanıyor. Şiddetli rüzgarlara karşı koyması da bu yapının devasa bir yay şeklini almasına neden oluyor.

Aslında Venüs’te böyle sıradışı bir olayın farkedilmesi çok da beklenmedik bir şey değil. Bulut kaplı gezegen, son derece garip atmosferik davranışlarla doludur.
Devamını Oku
Kanada’ da Gizemli Işık Sütunları Görüldü

Kanada’ da Gizemli Işık Sütunları Görüldü


Bu hafta Kanada Ontario’da boşlukta ortaya çıkmaya başlayan inanılmaz ışık hüzmelerinin görüntüleri virüs gibi yayıldı. İnsanlar, bunları Star Trek veya Üçüncü Türden Yakınlaşmalar filmlerinden fırlamış bir şeye benzetiyorlar.

Görüntüler, fotoğrafçı ve YouTube’çu Timmy Joe Elzinga tarafından Ontario, North Bay’de yakalandı. Kendisi, gecenin ortasında banyo penceresinden bunları fark ettiği zaman ilk önce balatayı sıyırmış.

Elzinga, 6 Ocak günü oğlu tarafından sabahın erken saatlerinde uyandırılmış ve “gökyüzünde parıldayan ışık hüzmeleri” olarak tanımladığı bu çılgın ışık gösterisinin devam ettiğini görmüş. O zamanki sıcaklık yaklaşık -18 Celsius dereceymiş.

“Aklımı kaçırıyordum, eşim geldi ve ona baktı fakat daha fazla araştırmam gerekiyordu,” diyor Elzinga ScienceAlert’a.

“Hüzmeler, birçok noktada yerden geliyor gibi görünüyordu.”

Peki neler oluyor?

Işıklar aslında ışık sütunları olarak adlandırılan ve epey yaygın olan bir atmosfer olayı. Aurora’ya çok benzeseler de, uzaydan gelen elektrik yüklü parçacıkların, Dünya’nın üst atmosferindeki atomları uyararak bunların muhteşem ışıklar çıkarmasına neden olmasıyla meydana gelen Kuzey Işıkları’yla bağlantıları yok.

Bunun yerine ışık sütunları, düz ve altıgen buz kristallerinin, atmosferin normalden daha alt tabakalarında oluştukları zaman meydana geliyor.

Bu olduğu zaman, kristaller aslında bir ışık kaynağını yansıtabilen ortak, dev bir ayna oluşturuyorlar; tıpkı burada olan şehir ve araba ışıkları gibi.

Bu kulağa biraz mantıksız geliyor, çünkü bu hüzmeler gökyüzüne doğru ışınlanıyor gibi görünüyor. Fakat gerçekte bunun tersi oluyor; uzaya yolculuk eden ışık, Dünya’ya geri yansıtılıyor ve bir sütun yanılsaması oluşuyor.

Esther Inglis-Arkell, io9 için şöyle açıklıyor: “Gerçekte, bunu sadece bizim üzerimize geri geldiği için görüyoruz.”

Elzinga, etkileyici bir şekilde, inanılmaz ışık sütunlarının biraz videosunu bile çekmeyi başarmış.

Işık sütunları, ışık halkası ailesine ait olan optik bir yanılsamadır, çünkü ışığın buz kristalleri ile olan etkileşimiyle meydana gelirler. Diğer örnekler ise, güneş köpekleri ve halkalarıdır; Himalayalar üzerinde fotoğraflanan bir halka aşağıda gösteriliyor:

Bu durum, doğanın, bilim kurguda hayal edebileceğimiz herhangi bir şeyden genelde muhteşem olduğunu gösteriyor.

Devamını Oku
Yıldızların Enerjisini Kullanan Uzaylılar İle İlgili Yeni Teori Var

Yıldızların Enerjisini Kullanan Uzaylılar İle İlgili Yeni Teori Var


Yeni bir araştırma parlaklıktaki azalmaya ışık tutuyor. Halen uzaylıların işin içinde olduğunu savunanlar var.

Mega uzaylı yapısı olayını hatırladınız mı? Parlaklığında kayıplar olduğu gözlenen yıldızın etrafında uzaylılara ait devasa bir yapının olduğu düşünülüyordu. Şimdi KIC 8462852 adlı yıldızla ilgili yeni ve mantıklı bir teori var.

Tabby’s Star veya Boyajian’s Star olarak da adlandırılan KIC 8462852’nin yapısındaki bozulmanın birden fazla kuyruklu yıldız tarafından oluştuğu sanılıyordu, fakat Columbia Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, bu garip olayın yıldızın, bir veya daha fazla gezegeni yemesi sonucunda ortaya çıkmış olabileceğini ileri sürdü. Kepler Uzay Teleskopu ile yapılan gözlemlerde son yıllarda yıldızın parlaklığında neredeyse %22’lik azalma tespit edildi. Ancak kayıtlar, 1890’dan 1989’a kadar %14 oranında azaldığını gösteriyor.

Yeni araştırmanın arkasında ekip, yayılan ışıktaki azalmanın parçalanmış gezegenler yüzünden olduğunu savunuyor. Bu olayın 10 bin yıl öncesinde oluşmuş olabileceğini belirtiyor.

Parlaklıktaki garip azalma, bir ya da birden fazla gezegenin yok olması sonucunda oluşabilir. Daha da ötesi, bu gezegenler bir süreliğine yıldızın parlaklığını artırmasına neden olmuş da olabilir. Belki de şimdi KIC 8462852 normal parlaklığına geri döndü.

Sonuç olarak başka bilim insanları başka bir astronomik fenomenlerin de olabileceğini belirtiyor. Uzaylıların devasa yapısı ise halen en uçuk ve alternatif bir teori. Yine de işin içinde uzaylılar varsa, bizleri yıldızların ve gezegenlerin nasıl etkileşime girdiğine dair yeniden düşünmeye zorlayacaktır.

Kaynak:teknokulis
Devamını Oku
ADANA’DA UFO PANİĞİ : ŞAKİRPAŞA HAVAALANI UÇUŞLARA KAPATILDI !

ADANA’DA UFO PANİĞİ : ŞAKİRPAŞA HAVAALANI UÇUŞLARA KAPATILDI !

Adana'nın Çukurova ilçesinde bulunan Adana Şakirpaşa Havaalanı’nda binlerce kişinin gözlemlediği ve kameralar ile görüntülediği, tanımlanamayan devasa boyuttaki cisim havaalanının üzerinde durunca, hava ulaşımı tehlikeye girdi ve havaalanı trafiğe kapatıldı…


Son zamanlarda Türkiye genelinde çeşitli illerde görülen UFO vakaları ve ihbarları giderek artmaya başladı. En son geçen sene 15 Ocak’ta Ay Dünya’ya en yakın konumundayken (370.000 km) toplu halde insanlar tarafından görünen ve kameralar ile yaklaşık 40 dakika kadar görüntülenen UFO’lar bu sefer, 6 gün önce yani 10 Ocak 2017 tarihinde gerçekleşen Ay’ın dünyaya en yakın konumunda olduğu zamanda (363.250 km) ve hiç olmadığı kadar büyük bir boyutta ortaya çıkarak havaalanında uçuşları iptal ettirdi…

Adana yerel haber ajanslarından aktarılan bilgiye göre,Adana’nın Çukurova ilçesinde meydana gelen olayda, Şakirpaşa Havaalanı’nın Rump Kule (Havalimanındaki yer trafiğini ayarlayan görevlilerin bulunduğu kule) bölgesinde gökyüzünde beliren devasa cisim, uzunca bir süre halkın bakışları arasında olduğu yerde durdu…

Uçakların iniş yaptığı Adana Şakirpaşa Havaalanı’nda gökyüzündeki UFO nedeni ile uçaklar iniş yapamayınca sabah saatlerinde havaalanı uçuşlara kapatıldı…

Daha sonra söz konusu cisim hareket ederek ortadan kayboldu. Yetkililer bu konuda herhangi bir açıklama yapmazken, konu hakkında soruşturma açıldığı belirtildi. UFO tehlikesi ortadan kalktıktan sonra havaalanı öğle saatlerinde tekrar ulaşıma açıldı…

Bu olay ile birlikte Türkiye’de son zamanlarda görülen UFO olaylarındaki artış merak konusu olmaya devam ediyor…

Konunun uzmanları, geçen sene 15 Ocak’ta Ay’ın dünyaya en yakın konumda olduğu esnada gözlemlenen UFO’nun tam 40 dakika boyunca renk değiştirerek gökyüzünde kaldığını hatırlatarak, bu sene de aynı hadise gerçekleştikten yalnızca birkaç gün sonra Türkiye’de UFO’ların tekrar ortaya çıkmasının tesadüf olmadığını belirtiyorlar…
Devamını Oku
Sezaryen doğumlar 'insan evrimini etkiliyor'

Sezaryen doğumlar 'insan evrimini etkiliyor'




Bilim insanları annelerin sık sık Sezaryen doğum yapmayı tercih etmelerinin insan evrimini etkilemeye başladığını iddia etti.

Araştırmacılar 1960'lı yıllardan bu yana doğum kanalından sığmayan bebek vakalarının bin kişide 30'dan 36'ya ulaştığını saptadılar.

Yapılan araştırmada leğen kemiğinin dar olması nedeniyle Sezaryen doğumu tercih eden kadınların sayısının arttığı görülüyor.

Eskiden dar doğum kanalına neden olan genler anneden çocuğa geçemiyordu. Çünkü çoğu vakada anne de bebek de doğum sırasında hayatını kaybediyordu.

Avursturya'daki araştırmacılar annelerin Sezaryen doğumu tercih etmeye devam edeceğine inanıyorlar. Ancak bunun normal doğumu tamamen ortadan kaldıracağını düşünmüyorlar.

Viyana Üniversitesi Biyoloji Kuramı Bölümü'nden Doktor Philipp Mitteroecker,"Neden bebeğin doğum kanalından sığamadığı bu kadar çok vaka var?" diye soruyor.

Dr. Mitteroecker'a göre, tıbbın dar doğum kanalı sorunlarına çözüm bulmadığı durumlarda sonuç ölümcül olabiliyor ve bu da evrim kuramı kapsamında doğal seleksiyon olarak kabul ediliyor.

Mitteroecker, "Leğen kemiği dar olan kadınlar 100 yıl önce doğumdan sağ çıkamazlardı. Artık rahatça doğum yapabiliyorlar ve dar leğen kemiği genini kızlarına geçiriyorlar" diyor.
Çelişkili sonuçlar

Evrimin uzun zamandır cevaplanamayan sorularından biri yıllar içinde leğen kemiğinin neden genişlemediği.

Başka hayvanlarla karşılaştırıldığında insan bebeğinin kafası daha büyük ve doğumu zorlaştırıyor.

Araştırmacılar Dünya Sağlık Örgütü'nden topladıkları verileri matematiksel modellerle inceleyerek birbiriyle çelişen sonuçlara ulaştılar.

Yeni doğan bebekler, eskisine oranla daha büyük ve sağlıklı doğuyor. Buna karşın, bebeğin fazla büyük olması doğum sırasında kanalda sıkışıp kalmasına ve anneyi de bebeği de tehlikeye atmasına yol açabiliyor.

Mitteroecker, "Seleksiyonun gücü Sezaryen doğumlarla zayıfladı" diyor ve modern tıbbı eleştirmediğinin, yalnızca evrime olan etkisine dikkat çekmek istediğinin altını çiziyor.
Genlerin geleceği

Araştırmacılar, dünya çapında bebeğin doğum kanalına sığamaması durumuna bin doğumda 30 defa rastlandığını söylüyor.

Son 50-60 yılda bu oranın yüzde 3'ten yüzde 3.3-3.6 gibi bir orana yükseldiğini belirtiyorlar.

Dr. Mitteroecker, "Sürekli sorduğumuz soru, gelecekte ne olacağı. Ben evrimsel sürecin devam edeceğini düşünüyorum ama belki biraz daha yavaş bir şekilde. Bunun da bir sınırı olacaktır. Bir gün bütün çocukların Sezaryenle doğması gerekeceğine inanmıyorum" diyor.
Devamını Oku
Paralel evrenlerin dünyamızla etkileşmekte olduğunu iddia eden teori: Etkileşim Halindeki Evrenler Teorisi

Paralel evrenlerin dünyamızla etkileşmekte olduğunu iddia eden teori: Etkileşim Halindeki Evrenler Teorisi

Paralel evrenler teorisi, yıllardır bilim dünyasını en çok meşgul eden konuların başında geliyor. Peki paralel evrenler gerçekten var olabilir mi, hatta dünyamız ile etkileşime giriyor olabilirler mi? Bu sorulara odaklanan bir araştırmadan bahsedeceğiz.


Paralel evrenler teorisi, yıllardır bilim dünyasını en çok meşgul eden konuların başında geliyor. Peki paralel evrenler gerçekten var olabilir mi, hatta dünyamız ile etkileşime giriyor olabilirler mi? Bu sorulara odaklanan bir araştırmadan bahsedeceğiz bugün sizlere.

Bilindiği üzere kuantum mekaniği, oldukça garip olan bir kavram.

Richard Feynman'ın da zamanında "Kimsenin kuantum mekaniğini anlayamadığından eminim." dediği bu ilginç kavram, bilim dünyasının da en çok kafa patlattığı meselelerden biri.

Kuantum teorisinin garip sonuçlarını açıklayabilmek için ortaya birçok iddia atıldı bugüne kadar.

Bu iddialardan biri de çoklu evren teorisi, yani paralel evrenler.

"Etkileşim halindeki evrenler" ise, aslında paralel evren teorisinin bir uzantısı olan, kuantum mekaniğinden yararlanarak paralel evrenlerin sadece var olmakla kalmadığını ve bizim dünyamızla da kuantum seviyesinde etkileşim halinde olduğunu iddia eden bir teori.

Teori, kuantum mekaniğini incelerken garip sonuçlarla karşılaşmamızın bu etkileşimlerden kaynaklandığını iddia ediyor.


Teori, uzantısı olduğu paralel evren teorisiyle doğal olarak bazı ortak noktalar taşıyor. Örneğin; zamandaki tüm alternatif kararların, seçimlerin ve olayların dallanıp budaklanarak farklı farklı sınırsız sayıda evreni oluşturduğunu iddia etmekte.

Aralarındaki farklardan biri de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Nitekim paralel evren teorisi, diğer alternatif evrenlerin varlığını hiçbir zaman kanıtlayamayacağımızı iddia ederken; bu teoriye göre kanıtlamamız mümkün.

Paralel evren teorisinin diğer evrenleri kanıtlayamayacağımızı iddia etme nedeni, bu evrenler arasında hiçbir etkileşim olmadığını belirtiyor olması. "Etkileşim halindeki evrenler" teorisine göre ise tüm bu alternatif evrenler kuantum seviyesinde birbirleriyle bağlantılı durumda.

Kuantum mekaniğinde paralel evrenlerin yeri 1950'lerin ortasına dayanıyor. "Etkileşim halindeki evrenler" teorisi ise henüz yeni. Bu teoriye göre, kuantum seviyesinde ne zaman bir ölçüm yapılsa, evrenimiz diğer evrenlerle kaçınılmaz bir etkileşim içerisine giriyor.

Bu etkileşim nedeniyle evrenler birbirleri üzerinde büyük değişimler yapamıyor; örneğin tarihin akışı geçmiş veya gelecek için değişmiyor. Sadece kuantum seviyesinde birtakım gariplikler görüyoruz.

Teori, diğer evrenlerdeki versiyonlarımızla bir gün etkileşime girip girmeyeceğimiz sorusunu cevapsız bırakıyor.


Nitekim bunlar, teorinin kapsamına girmiyor. Yine de, araştırma yapan ekipten olan, Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'nde fizikçi Howard Wiseman'a göre diğer evrenlerdeki versiyonlarımızla etkileşime girmek artık bir bilim-kurgudan ibaret değil.

Bunun dışındaysa teorinin aslında 3 temel noktası var.


Evrenimiz, bilinmeyen sayıdaki evrenlerden sadece biri. Diğer evrenlerin bir kısmı bizimkiyle neredeyse aynı, bir kısmı ise bizimkinden tamamen farklı.

İkincisi, tüm bu evrenler eşit derecede gerçek. Hepsinin ayrı ayrı evrensel kuralları var ve zamanda aynı anda var oluyorlar.

Üçüncüsü de, tüm kuantum gariplikleri birbirine yakın olan, yani benzer evrenler arasında gerçekleşiyor.

Araştırmayı yürüten ekibe göre teorinin oldukça zarif bir yapısı var.

Ekip, eğer yalnızca tek bir evren varsa teorilerinin Newton mekaniğine dönüştüğünü, ancak sanıldığı üzere akıl almaz sayıda evren varsa kuantum mekaniğine dönüştüğünü belirtiyor. Anlayacağınız, basit ama etkileyici.

Özetle, kuantum teorisinin gariplikleri üzerindeki çalışmalarımız, gelmiş geçmiş en büyük keşfi yapmamızın önünü açabilir.
Devamını Oku
Dünya'nın 6 milyar km uzaklıktan çekilen fotoğrafı hakkında Carl Sagan'ın yazdığı etkileyici yazısı

Dünya'nın 6 milyar km uzaklıktan çekilen fotoğrafı hakkında Carl Sagan'ın yazdığı etkileyici yazısı

Carl Sagan; sizi en derinden etkileyecek sözlerden birini, Voyager 1 tarafından 14 Şubat 1990'da çekilen, Dünya'nın 6 milyar km uzaklıktaki fotoğrafına ithafen söyledi. Kim bilir... Belki içimizden biri bu fotoğrafa bakarak bir kitap bile yazar!


Voyager 1'in 1990 yılında 6.4 milyar kliometre uzaktan çektiği Dünya fotoğrafı.

"Uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. Eğer bu resme dikkatlice bakarsanız, orada bir nokta göreceksiniz. O noktaya tekrar bakın. İşte o nokta burasıdır. Evimizdir. O nokta biziz. Sevdiğiniz herkes, tüm tanıdıklarınız, adını duyduklarınız, gelmiş geçmiş tüm insanlar hayatlarını o noktanın üzerinde geçirdiler. Türümüzün tarihindeki tüm sevinçlerimiz ve acılarımız, kendinden emin bin çeşit inancımız, ideolojimiz ve ekonomik öğretimiz; her avcı ve her yağmacı, her kahraman ve her korkak, uygarlığımızın mimarları ve tahripçileri, her kral ve her köylü, birbirine aşık olan her genç çift, her anne ve her baba, umutları olan her çocuk, her mucit ve her kâşif, ahlak değerlerini öğreten her öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her bir "yıldız", her bir "yüce önder", her aziz ve her günâhkar işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinde.

Dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. Bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün... Şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. Bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün... Anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar yoğun!


Bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. Gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. İçinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

Dünya... Şu ana kadar, yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. en azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. Evet, ziyaret ediyoruz. Ama henüz yerleşemiyoruz. Beğenseniz de beğenmeseniz de şu an için dünya yaşadığımız yer.

Gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. Bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. Bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor."

Carl Sagan, 1994

Çeviri ve düzenleme: Murat TUNÇAY - Tahir Şişman - Bulutsu
Devamını Oku
Hayalini Kurduğumuz Zaman Yolculuğunun Önündeki En Büyük Engel: Büyükbaba Paradoksu

Hayalini Kurduğumuz Zaman Yolculuğunun Önündeki En Büyük Engel: Büyükbaba Paradoksu


İlk olarak 1943 yılında sorunsallaştırılan büyükbaba paradoksu, geçmişe yolculuk yapan kişinin gelecekteki durumunu değiştirecek seçimler yapmasının yaratacağı çıkmazı tanımlamak için kullanılmıştır. İşte bu meşhur paradoks hakkında söylenenler ve paradoksu çözmek için geliştirilen teoriler:

Öncelikle paradokstan söz edelim.

Elinizde bir zaman makinesi bulunduğunu ve bu makineyle geçmişe giderek henüz gençlik yıllarında olan büyükbabanızı öldürdüğünüzü hayal edin. Bunu yaptığınız zaman büyükbabanız hiç çocuk sahibi olmamış, dolayısıyla anne ya da babanız hiç doğmamış ve sonuç olarak siz hiç dünyaya gelmemiş olacaksınız.

Peki dünyaya hiç gelmediyseniz, zamanda yolculuk yapan kimdi?

Eğer dünyaya gelmediyseniz, zamanda yolculuk da yapmamış ve büyükbabanızı öldürmemişsinizdir. Bu durumda büyükbabanız yaşayacak ve dünyaya gelmenize sebep olacaktır. Bu durumda siz de geçmişe giderek büyükbabanızı öldürebileceksinizdir. İşte büyükbaba paradoksu tam olarak bu kısır döngüye işaret eder.

Bu paradoks, bugüne kadar pek çok farklı şekilde ifade edilmiştir.

Bunlardan bir tanesi de şu şekilde: Bulunduğunuz odada bir solucan deliği açabildiğinizi ve bu delikten odanın bir dakika önceki durumunu görebildiğinizi hayal edin. Bir dakika sonra solucan deliğinin öteki tarafına geçtiğinizde, bir dakika önceki halinizi görüyorsunuz ve kendinizi bir silahla vurarak öldürüyorsunuz. Peki eğer bir dakika önce öldüyseniz tetiği kim çekti?
Yaşayan en ünlü fizikçi Stephen Hawking ise zaman yolculuğunun imkânsızlığını şu deneyle göstermiştir.

Stephen Hawking, 28 Haziran 2009 günü Cambridge Üniversitesi’nde bir parti vermeye karar verir. Üniversitenin içindeki bir salonu balonlarla süsleyen, yemekleri ve şampanyayı hazır eden fizikçi, dostlarını beklemeye başlar; ancak partiye kimse gelmez. Hawking de bunun olabileceğini öngörmüştür; çünkü üzerinde zaman ve koordinatların yazılı olduğu davetiyeler parti gerçekleştikten sonra dağıtılmıştır. Gelecekte davetiyeye ulaşıp partiye gelmesini umduğu zaman yolcuları maalesef partiye gelememiştir. Bu alaycı deney, Hawking’in 1992 yılında öne sürdüğü zamanda yolculuğun imkânsızlığına işaret etmek için gerçekleştirilmiştir.

Peki bu paradoksun içinden çıkmak mümkün mü?

Geçmişe seyahat edip büyükbabanızı vurdunuz; o son nefesini verdiği anda birden buharlaşacak mısınız? Bu nasıl olabilir? Paradoksa getirilen yorumlardan bir tanesi, büyükbabanızı öldürdüğünüzde, kendinizin bir önceki versiyonunu öldürdüğünüz yönünde. Çünkü siz aslında kendi geçmişinize değil, geçmişin bir kopyasına seyahat ediyorsunuzdur ve o zamanda yapacağınız her şey, şu anda yaşadığımız evrenin değil, olayların yaşandığı evrenin geleceğini etkileyecektir.
Çünkü kuantum mekaniğine göre her zaman yolculuğu ve ışınlanma bir intihardır.

Fizikçi Jennifer Oullette konuyu şöyle açıklıyor:

“Bu süreçte tüm atomlarınız taranıyor ve yok ediliyor; çünkü kuantum mekaniğinde klonlama diye bir şey söz konusu değildir. Sizinle ilgili tüm bilgiler, bedeninizle birlikte yeni bir zamana ve lokasyona taşınıyor ve bu yeni sizi tamamen farklı atomlar meydana getiriyor.”
Ancak bu açıklama paradoksu çözmeye değil, ortadan kaldırmaya yarıyor.

Anlaşılması zor bilimsel konuları basit ve eğlenceli bir şekilde açıklayan MinutePhysics’e göre paradoksu çözmek için farklı bir yol izlemek gerekiyor: Büyükbabanızı öldürdüğünüz geçmişin gerçekten de kendi geçmişiniz olduğunu varsayalım. MinutePhysics’ten Henry, bu noktada atomaltı parçacıkların birbirlerine paralel olarak farklı şeyler yapabildiğini iddia eden kuantum süperpozisyonu adlı fenomene dikkat çekiyor.

Eğer bu anlayış büyükbaba paradoksuna uygulanırsa, evrenimiz iki farklı durumun aynı anda bulunabileceği bir süperpozisyon durumundadır.

Ve büyükbabanızın hem ölü, hem de canlı olabileceği kapalı bir zaman döngüsü oluşmuştur. Bu durumda geçmişe gittiniz, büyükbabanızı öldürdünüz, doğmadınız ve böylece büyükbabanız yaşadı ve siz doğdunuz. Mantıksal bir açıdan bakıldığında iç içe geçmiş iki zaman çizgisi tamamen mantıklı ve ortada bir paradoks yok. Ancak bu bakış açısı elbette zamanda yolculuğun mümkün olduğunu kanıtlamıyor. Hayalini kurduğumuz bu büyülü olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini görmek için sanırım biraz daha beklememiz gerekiyor…
Devamını Oku
Cehennemin Kapısı Türkiye’de Bulundu

Cehennemin Kapısı Türkiye’de Bulundu


İtalyan arkeologlar Türkiye’deki yaptıkları kazılarda eski Roma ve Yunan mitolojisinde cehenneme geçiş kapısı olduğu düşünülen kapıyı bulduklarını açıkladılar.

Tarihi kaynaklara göre, antik Frig kenti Hierapolis’de (şimdiki Pamukkale ) bulunan bu kapı, öldürücü mefitik gazlar ile dolu bir yere açılmakta.


“Bu alan çok puslu ve yoğun bir buharla doludur, zemini neredeyse göremezsiniz. İçeriden geçen her hayvan anında ölümle yüzleşir “dedi. Yunan coğrafyacısı Strabo (MS 64/63 – MS 24).


“İçine serçe atmıştım ve son nefeslerini alıp düşüp öldüler” diye eklemiş.

Bu bulgu 2013 yılında İstanbul’da yapılan bir konferanstaki bildiride, Salento Üniversitesi’nde klasik arkeoloji profesörü olan Francesco D’Andria liderliğindeki bir ekip tarafından yapıldı.


D’Andria, Dünya Mirası Listesi’ndeki Hierapolis’de çok kapsamlı arkeolojik araştırmalar yaptı. İki yıl önce İsa Mesih’in 12 havariden biri olan Saint Philip’in de mezarını burada keşfettiğini iddia etti.
190 civarında yerleşik Bergama Kralı Eumenes II (197 B.C.-159 B.C.) tarafından Hierapolis, M.Ö. 133 yılında Roma’ya verildi.

Helenistik şehir, iyileştirici özelliklere sahip olduğuna inanan tapınaklar, tiyatrolar ve popüler kutsal kaplıcalarla gelişen bir Roma kentine dönüştü.


“Kaplıcanın kaynağını takip ederek bu mağarayı bulduk. Nitekim, ünlü beyaz traverten teraslarını üreten Pamukkale taşları bu mağaradan kaynaklanmaktadır, “dedi D’Andria Discovery News’e verdiği demeçte;

D’Andria, mağaranın üzerine yerleştirilmiş bir tapınak, havuz ve bir dizi basamağın kalıntılarını bulmuştur; hepsi, sitenin açıklamalarını eski kaynaklarda eşleştirmektedir.

“İnsanlar bu adımlardan kutsal törenleri izleyebilir, ancak açılış alanına giremezlerdi. Portalın önünde yalnızca rahipler ayakta kalabilir, “dedi D’Andria.

Arkeologa göre, bölgede turistik bir organizasyon vardı. Haclara, mağaranın ölümcül etkilerini sınamak için küçük kuşlar verildi, papazlar halen plütonlara kurban edildi.

Törene, hayvanları mağaraya götürme ve onları ölüme sürükleme dahil edildi.


İtalya’nın Palermo Üniversitelerinde Roma tarihinin araştırmacılarından Alister Filippini ve Almanya’nın Köln kentinde bulunan Discovery News, “Bu, olağanüstü bir keşif, antik edebi ve tarihi kaynaklardan edindiğimiz bilgileri doğruladığından ve açıklığa kavuşturduğundan olağanüstü bir keşif” dedi.

D’Andria ve ekibi şimdi sitenin dijital yeniden yapılandırılması üzerinde çalışıyor.

Kaynak: seeker
Devamını Oku
Mısır Piramitlerini uzaylılar mı yaptı sorusu yeniden gündemde!

Mısır Piramitlerini uzaylılar mı yaptı sorusu yeniden gündemde!

Dönemin teknoloji ve olanaklarıyla inşası imkansız olan Mısır piramitlerini “uzaylılar mı yaptı?” diye hepimiz düşünmüşüzdür.


Bu düşünceye kanıt niteliğinde yeni bulgular Mars'ta ortaya çıktı! Mısır Kahire’de bulunan devasa Keops Piramidi, Kefren Piramidi ve Mikerinos Piramidi bildiğiniz üzere yıllardır dünyanın en popüler turistik noktalarından bazıları olmalarının yanı sıra MÖ 2551-2560 yılları civarında yapıldığı düşünüldüğü için O dönemde böyle bir yapı nasıl inşa edildi? sorusu her zaman gündemde.

20. yüzyılın başlarına kadar, yani 3800 yıl boyunca hacmi ve kütlesi bakımından Dünya’nın en büyük insan yapımı yapıtı olarak kabul edilen ve yükseklik rekoru 4000 yıl boyunca kırılamayan olan Keops Piramidi, tahminlere ve bulgulara göre Mısır firavunu Khufu'nun anıtsal mezarı olarak inşa edildiğine inanılıyor ve yapımının yaklaşık yirmi yıl sürdüğü düşünülüyor.


İnşa tekniği hakkında ise birçok varsayım var. Bunlardan birine göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu. Rampa çamur kaplanıyor, sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Ancak en çok tartışılan konu ise o dönemde Dünya’yı keşfeden uzaylılar tarafından yapılma olasılığı.

Bu noktada ise geçtiğimiz günlerde kanıt niteliğinde bir sonuç çıktı. Martian Archeology adlı YouTube kanalındaki görüntülere göre NASA’nın Mars’ta görev yapan Curiosity adlı uzay gözlem aracı tarafından çekilen görüntülerde net bir şekilde iki dev piramit yapısı görülüyor.


Piramitler hakkındaki en büyük iddia olan uzaylı iddialarını şiddetlendiren bu bulgular, bakalım nasıl sonuçlanacak. Ortaya çıkan görüntülere bakarak Mars’ta böyle bir yapının olması uzaylıların olma ihtimalini arttırıyor.

Devamını Oku